Fareli köyün kavalcısı

Bir varmış bir yokmuş. Ülkenin birinde küçük ve şirin bir köy varmış. Bu köyde herkes mutluy­muş. Hiç kimsenin bir şikâyeti yokmuş. Bu yüz­den köyün ileri gelenleri ve köy halkı tembellik edip, tasasızca yaşayıp gidiyorlarmış.

Gel zaman git zaman köy farelerin istilasına uğramış. Her taraf binlerce fare ile dolmuş. Köylüler bu durum kar­şısında çaresiz kalmışlar. Bir araya toplanıp, köyün başkanının yanına gitmişler. Ondan bu soruna bir çare bulmasını istemişler. Fakat köyün başkanı da yıllardır dertsiz tasasız yaşadığından bu sorun karşısında ne yapacağını bilememiş.

Köyün ileri gelenlerini bir araya toplayıp akıl danışmış ama kimse farelerden kurtulmak için ne yapılması gerektiğini söyleyememiş.

Herkes çaresizlik içinde yaşayadursun, fareler gün­den güne çoğalmaya devam ediyorlarmış.

Fareler artık işi azıtmışlar. Her yerde umursamaz bir şekilde dolaşıp, önlerine çıkan insanlara da saldırmaya başlamışlar. Köyün başkanı ise artık evine bile gidemez olmuş. Çünkü karısı da farelerden bıkmış ve kendilerini kurtarmadıkça köyün başkanını eve almamaya kararlıymış. Günlerden bir gün köyün başkanı yine dertli dertli düşünüp durur­ken köylülerden biri kapıdan girip:

— Efendim genç birisi geldi. Bizi farelerden kurtara­bileceğini söylüyor. Ne yapayım, içeri çağırayım mı? Demiş, başkan hemen içeri alınmasını istemiş.

Kapıdan içeriye elinde kavalı olan bir genç girmiş, başkanı selamlamış ve:

— Sizi bu dertten kurtarmaya geldim. Bütün fa­releri bu köyden uzaklaştırabilirim.

Ama bunun karşılığında da sizden yüz altın isterim, demiş.

Başkan, “Nasıl olsa bu işi başaramaz” diye düşünüp teklifi kabul etmiş. Ertesi gün köy halkı, kavalcı genci merak içinde bekle­meye başlamış. Kavalcı uzaktan görünmüş.

Köylülerin arasından geçerek köyün meydanında durmuş. Kavalını ağzına götürüp başlamış çalmaya.

Kavaldan o kadar güzel nameler dökülüyormuş ki, köydeki bütün fareler bu müziğe kendilerini kaptırıp büyülenmiş gibi sesin ardına düşmüşler.

Önde kavalcı arkada fareler ırmağın üzerindeki köprüye kadar gelmişler. Kavalcı köprünün altına, ırmağa yönelmiş. Farelerde ardından ırmağa yönelmiş. Kavalcı ırmağın bir tarafından girip diğer tarafından çıkmış. Fareler ise ırmağa girip boğulmuşlar. Böylelikle köy farelerden kurtulmuş.

Olanları izleyen köy halkı o kadar sevinmiş ki sevinçle­rinden oynamaya başlamışlar. Köyün başkanı da köyü fare­lerden kurtardığını düşünüp gururlanıyormuş. Kavalcı, köyü farelerden kurtardıktan sonra başkanın yanına gidip yüz altınını istemiş. Başkan pişkin pişkin gülmüş. Kavalcıya:

— Bizim yüz altınımız hiç olmadı, sen şu on altını al ve git, demiş.

Kavalcı kendisine yalan söylenmesine çok kızmış ve in­tikam almaya karar vermiş.

Ertesi gün köy meydanına gidip tekrar başlamış kavalını çal­maya. Köy halkı olanlara bir anlam verememiş.

Az sonra köyün bütün çocuklarının büyülenmiş bir şekil­de kavalcının ardına düştüğünü görüp başlamışlar dövün­meye.

Hemen köyün başkanına gidip kavalcıyı ikna etmesini ve çocuklarını kurtarmasını istemişler.

Köyün başkanının oğlu da çocukların arasındaymış. Başkan yaptığı hatanın farkına varmış ama artık çok geçmiş. Kaval­cı, çocukları peşine takıp dağların arasında kaybolmuş. Bir daha da çocuklardan haber alınamamış.

O günden sonra, köyde hiç kimse yalan söylememiş.

Читайте больше в разделе сказки.

Рейтинг
( 3 оценки, среднее 4.67 из 5 )
Юлия Ященко/ автор статьи
Понравилась статья? Поделиться с друзьями:
ТУРКРУТ
Добавить комментарий

;-) :| :x :twisted: :smile: :shock: :sad: :roll: :razz: :oops: :o :mrgreen: :lol: :idea: :grin: :evil: :cry: :cool: :arrow: :???: :?: :!: